Ege'de bir zeytin ve badem bahcesi ...

Akhisar Pınarcık köyündeki  zeytin ve badem bahçesi hikayesi geçen yıl   Sabah Ege ekinde yayınlandı, orada  yazdıklarıma bazı ilaveler yaparak tolons. com için hazırladım. Burada  yayınladığım biçimi ise biraz daha genişçe.  Ege benim için hiçbir zaman çok uzak olmadı. Yazları 2-3 ay Çeşme lıca’da büyük teyzelerimin evlerinde geçirirdik. Babam epeyce eski bir İstanbullu aileden geliyor ama bir kök Bergama’dan oraya gitmiş. Ben de,  gare bu yazıları toparlarken 14 yıldır Urla’da yaşıyorum.

İstanbul’da  bir hastamın böbrek taşını kırarken  bir yandan laflıyorduk. Batı ülkelerinde  tarım yapılan 2000 dönümün altındaki araziye küçük işletme,   ikibin-onbeşbin dönüm arasındaki araziye  orta boyutta işletme ve ancak 15bin dönümün üstündeki araziye büyük işletme denildiğinden bahsediyorduk.

Bizde ise miras hukuku nedeniyle araziler bölüne bölüne küçülmüştü. Küçük arazi de traktör ve ekipman parasını bile çıkartmıyordu. Çiftçi giderek borçlanıyor ve sonunda sisteme karşı pes ediyordu.

Anne tarafım alaylı çiftçi babam  mektepli çiftçi. Halkalı Ziraat mektebinde okumuş sonra Berlin ve Breslau’da doktora yapmış. Babam, Nurullah İhsan Tolon  ilk traktörlerin yurda girişinde, ilk silaj çukurlarının kurulmasında hizmeti olan bir ziraatçı. İstanbul Erenköylü bir aileden geliyor. Bir dönem  Zirai Donatım Umum Müdürlüğü yapmış, sonra DP Milletvekili olmuş. Anne tarafım Filibe ve Mora Yenişehir’de ( Larissa) çiftçilik yaparlarmış. Sonra Bursa’ya göçmüşler ve Soğanlıköy’de çiftçilik yapmışlar. Ben Soğanlıköy Çınarlıtarla’da çiftçilik yaptım- ama hep hekimliğin yanı sıra. Besicilik, İngiliz atı yetiştiriciliği, kavak ve şeftali ziraatı ve tabii  Trilye yakınında Kumyaka köyünde zeytin ile tanıştım.

 

Daha genişçe bir arazide tarım yapmayı hayal ediyordum ama toplu arazi bulmak ve satın almak ne mümkün!  Hastam  bir bankanın çok çorak, bin dönümün üstünde bir araziyi bir kredi sonunda devralmak zorunda kaldığını ama beş yıldır da  tarıma pek elverişli olmadığından  kimseye      satamadığını   söyledi.

 

Akhisar’da Badem

Yurtdışında bir kongreye gidecektim. Urfalı, gençliğinde tarım yapmış bir avukat dostumdan rica ettim, gidip baktı ve bana araziyi tarif etti. Dört adet ağaç varmış içinde onun dışında kısmen taş çölü gibi bir arazi. Bir kenarında ince parmak kadar su akıyormuş.  Sürülebilir gibi görünen 300 dönüm kadar bir yer varmış ama civar çiftçiler pek bir verim alamamışlar bankadan kiraladıklarında.  Urfalı dostum Av Erol kendi memleketinde bu tür arazide hayvancılık olsun, tahıl veya yem ziraatı olsun bir şeyler yapılabileceğini söyledi. Ben de heyecanlanmıştım bu denli toplu bir araziyi Ege bölgesinde  ve  ödeyebileceğim bir paraya alabilme olasılığından!

O zamanlar İstanbul’da  böbrek taşı kırma tedavisini özel olarak  ülkeye getirmiştik.  Hekim olarak epey faal bir mesleki yaşamım vardı. İki yıl sonra ilk Üniversite olarak Dokuz Eylül de bir böbrek taşı kırma merkezi açmıştı.  Biz de İzmir’deki ilk özel böbrek taşı kırma merkezi olarak Cantıp’ı açmıştık.  Arada İstanbul’dan İzmir’e geliyordum. Üniversite kurma gibi hayallerimiz vardı. Birkaç yıl sonra İzmir’in bir Belediye Başkanı Vakıf diye kısmen bizde çalışan elemanlarla  bir böbrek taşı kırma ve bilgisayarlı tomografi merkezi kurdu. Belediye otobüslerinde bizim ulaşamayacağımız boyutta reklamlar. Ortağımız olan Alman bankası “biz ilk olarak bu ülkede sağlık işine girdik  bir iktidarda olan Büyükşehir Belediye Başkanı ile rekabet etmek bizim görevimiz değil” diye hisselerini sattılar.  Ben de Cantıp’ı İzmirde çalışan meslektaşlara Selim Amato, Serdar Farmaka ve Salih Mertan’a sattım onlar sonra kısmen ayrılarak Kuşadası Hastanesi, Gazi Hastanesi gibi çok başarılı işlere imza attılar.

Akhisar’daki araziyi bundan 23 yıl önce işte İzmir’deki taş kırmaya giderken gördüm. Emekli olunca 2000 yılında yaşayacağım yerin seçiminde Akhisar Pınarcık köyündeki bahçe etkili oldu. Dört adet ağaç vardı  arazide ikisi çitlembik biri irice bir Ahlat bir de suya yakın bir yerde bir söğüt türünden ağaç.  Bundan önceki sahiplerinden biri atına altın diş taktırmış. Onun beş bin dönüm kadar arazisi varmış  kala kala kızlarına benim aldığım 1100 dönüm çorak taşlı arazi kalmış.  Tarla vasfı olan yerleri ayırıp hep satmışlar, bir damat da ipotek ile  kredi almış ve kaybolmuş diye duydum. Banka el koymuş ama  satacak insan bulamamış en sonunda tek talip ben olmuşum.

Badem Bahçesi

Akhisar’da badem ekme fikri Türkmenistan’da doğdu. Türkmenistan’a ilk gidişim İstanbul’daki komşum, o zamanki  Frankfurter Allgemeine Zeitung Türkiye ve Orta Doğu temsilcisi Dr Rainer Hermann ile beraber Türk dünyası hakkında bir kitap yazma fikri ile oldu.  Yazılan kitaplar ya sadece Türk tarafını ya da Alman tarafının bakış açısını yansıtıyordu. Hem Türk hem Alman bakış açılarını yansıtan bir kitap ilginç olur dedik.  Rainer bütün Türk Cumhuriyetleri’ni gezmişti. Türk dünyası deyince benim yetmişli yıllarda Afganistan’da sınırdan bir Özbekistan’a bakış dışında hiçbir deneyimim yoktu.  Azerbeycanı, Türkmenistanı ilk elden tanımalıyım diye bir Bakü Aşkabad bileti aldım. Aşkabad da Ulu Pazar denilen taş çölü denilebilecek bir düzlükte kurulan ve Marko Polo’nun bile gittiği rivayet edilen  pazar çok ilginç idi. İlk gidişimde orada tek bir badem ağacı  görüp çok etkilenmiştim. Sonra Aşkabad’a zirai bir proje nedeni ile birkaç kez gittim.

 

Akhisar Pınarcık Köyü

Akhisar’daki araziyi alınca, önce üç gün boyunca uyku tulumunda uyuyarak arazinin çevresini Tapu kadastroya tespit ettirdim.  Almadan önce gördüğüm 4 ağaçtan bir ağacı kayda değer boyutta bir çitlembik ağacını  bir gece operasyonunda civardan gelip kesmişler. Odun olmuş. Onu da almışlar tabii. Kaldı üç ağaç. Kilometrelerce tel çektik. Türkiye’deki yasaya göre tel çekmezseniz zarar veren hayvanlardan bir ziyan talebiniz olamıyormuş.   Bu teori. Pratikte ise durum bambaşka.

On bin kadar badem ve ondan sonraki yıllarda yirmi beş bin kadar zeytin ve diğer fidanlardan diktik.   Kısmen taş çölü olarak adlandırılabilecek bir arazide ben çocukluğumdan beri duyduğum  erozyonla savaş özlemini giderebilecektim.  Kardak adası için Yunanistan ve Türkiye milyon dolar mertebesinde para harcamamışlar mıydı? İşte daha büyük ve erozyonun kısmen taş çölü haline getirdiği arazide uğraşabilecektim kana kana.

Kısmen de kanaya kanaya oldu bu uğraş.  Badem ile aklımda kalanı özetleyeyim:

O zamanlar söylenene göre ülkedeki en büyük badem bahçesini kurmuşum.  Salihli’de doğru anımsıyorsam 4-5000 fidanlık bir bahçe vardı. Datça’da ise badem gayet yaygındı ama  genelde birkaç yüz fidanlık bahçelerde üretim yapılıyordu.

 

On bin Fidandan Dört bin Fidana

Geçen yıllarda diktiğimiz  on bin fidandan bugün dört bin fidan kalmamıştır.  Sadece Akhisar’da ormandan 49 yıllığına kiralanan arazilerde binlerle dönüm mertebesinde badem dikildi. Güneydoğu Anadolu’da on binlerle badem fidanı olan  bahçeler kuruldu.

Neden mi on binden dört bin badem kaldı? Büyük çoğunlukla hayvan zararından, kısmen sulamayı yetiştiremediğimizden. Arazide kuyu açmak, yaklaşık 8o km damlama sulama borusu döşemek, çatlayanla, patlayanla, çalınanla uğraşmak, yoğun bir mücadele de ondan.  Badem kazık köklü taşlık arazide fazla gelişemiyor, hayvan tepedeki filizi yiyince de ölüyor. Zeytin saçak köklü ve tepesinden yense bile yaşam mücadelesi veriyor. Dört beş yıl kaybediyorsunuz sadece. Verimli arazide 4-5 yılda  meyve veren  ağaç çorak yerde 10-15 yılda anca  gelişiyor.

Bahçe kurmayı hayal edene önerim kararlı olup olmadığını, yapmayı hedeflediği şeyi sevip sevmediğini iyice düşünmesi.  Uzun soluklu bir sevgi söz konusu ise en güzel iş bahçecilik.  Her  adımını atarken parayı düşünen insanı çalıştırırken siz emeğinizi düşünmeden vereceksiniz, düşünürseniz durursunuz, inat edemezsiniz. Yıllar içinde ağaçların büyümesini görmek inanılmaz bir mutluluk. Ben Akhisar’daki bahçeyi bir ibadethane olarak gördüğüm için sebat ettim. Şanslı bir kul olarak ta bahçeyi oğlum Dr. Kaya Tolon ve oğlum gibi olan Mehmet Bayındır ile  beraber işliyorum veya 63 yaşımda güzelce hariçten gazel okuyorum gare. Mehmet ve Yeliz 14 yıldır Pınarcıktalar. Onları bulana kadar epey insan değişti. Oğlum ABD de okuyordu, doğrusu zor zamanlar geçirdim. Tek başıma ilk başta araziye giren sürülerle mücadele,  kırtasiye ile uğraşmak  hele hele İstanbul gibi uzak bir diyardan yorucu oldu.

 

Bademi korumak, Hak ve Hukuk

Akhisar’da bahçeyi kurduktan sonra İstanbul’dan Avustralya’dan, İsrael’den  misafirler geldi.  İlçe tarımdan zamanında kimse gelmedi. Onlar da benim gidip alıp götürmemi beklerlermiş.  Haksızlık etmeyeyim, arada geçen süreçte genç dinamik insanlar teşkilatta çalışmaya başladılar.  Manisa’dan benim getirdiğim bir yetkili de arazi tarıma elverişli değildir diye rapor vermişti. Ben başladığımda  devlet dairelerine işim için gittiğimde gazetelerden kupon kesen ve beni bir yandan dinlerken bir yandan da telefonla eksik kuponlarını tamamlamaya çalışan bilgisayarda fal bakan  memurlar falan  gördüm ve benim bürokrasi konusunda  istiap haddim doldu .

Doğrudan destek primleri  ilk verildiğinde ben alamamıştım desteği. Birkaç kişiyle kira kontratı yaptığım için ve hakkımda dolandırıcık davası açılabileceğini de söylemişti yetkili. Ve anlatmıştı milyonlarla para dağıttığını – sanki babasından para dağıtıyordu halka. Artık beyaz yakalılardan korkuyorum ve kaçıyorum bürokrasiyle değil  ağaç dikmekle uğraşmak istiyorum.

Sonra  bir doğrudan destek  heyeti araziyi  dolaşırken de heyetten tapu kadastro temsilcisi hudut yanlış çizilmiş demiş ve benim yaklaşım 4 dönüm daha fazla arazim olması gerektiğini söylemişti.  Sevinerek gereken 80 TL  ölçüm için gereken ücreti ödeyip kadastrocularla beraber gittim ölçüme.  Ölçümde de zamanın kadastro  yetkilisi  bana pamuk dikili bir alanı gösterip burası da senin olmalı demişti. On beş gün sonra telefonla daha geniş nirengi noktalarından ölçüldüğünde benim yaklaşık 15 yıllık 270 ağacımı komşuya terk etmem gerektiğini söyleyivermişti . Komşuyla anlaştım birkaç yıl daha ürünü alıp sınırı yeni çizgiden çektik.

Tel örgüyü çek , sök, yeniden çek. Bu arada tabii otlatanlar da boş durmuyorlar çitin şu direği kırılıveriyor tel kopuveriyor  sürünün girip çıktığı yerde.

Geçen yıl ilk ölçümde senin diye gösterilen ve benim keçici ve koyuncularla olan mücadele ile 20 yıldır zeytin yetiştirdiğim veya daha doğrusu yetiştirmeye çalıştığım bir alana Orman idaresinin dozeri girivermiş. Tapuda hudut dere deniliyor. Yani ölçümlerle  hudut meğer 100 metre kadar farklı bir yerdeymiş. Yaklaşık yüz dönüm kadar bir alan. Herhalde orada tarih öncesi çağlarda bir başka dere vardı diye düşünmeden edemedim.  Görcez gare ne olacak. İlk ölçümü  yapan da kadastrocu sonrakini de. Kimi kime şikayet edeceksin?   İlk ölçüp bana dereyi hudut diye gösteren  (tapuda da hudut dere diye yazıyor) kadastrocu mu haklı, yeni yeminli kadastrocu mu?   Dozerle yol açtırmam ve sürülerle mücadele işin cabası.

Böyle bir arazide biri “tehdit etti” der, dava açar, canı sıkılan biri “eski eser kaçırıyor” diye isimsiz bir ihbar yazısı yazar. Biri “paramı ödemedi” diye dava açar, uğraş baba uğraş. Genelde gece  hayvan otlattıklarından ve sen bahçenin içinde değilsen kimse gece vakti hayvanla ve otlatanla yumruk yumruğa gelmek istemediğinden  hasarı sonradan görürsün.

Bazen de sen dava açarsın : küçük baş hayvanları bahçenin ortasında yakalarsın. Zabıt tutulur. Yıllar süren davadan sonra anlarsın ki sürünün sahibi fiili livatadan zaten içerdeymiş. Sürünün başında olan çobanın zaten Manisa’dan raporu varmış cezai ehliyeti olmadığına dair. Bir de sürü sahibinin oğlu varmış sürünün başında, yaşı tutmuyormuş.  Ben kısmen kendim de birkaç koyun alıp bir yörüğün sürüsüne katmakta buldum geçici  çözümü, kışın bende, yazın Murat dağında sürü.  Bazı bölümlerde de kendi arazim içinde tekrar bir çit daha çekip ağaç yetiştirmeye çalışıyorum.

Birkaç faydalı dava daha kaldı aklımda 22 yıllık badem bahçesi girişimimden. Telekom direklerini arazimden geçirmişti. Hop dedim! Ben telefon gelsin diye eşek yükü para ödüyorum, ne iş bu arazimden bedavaya direk çekmek?  Dava açtım. Söktüler.  Yüksek gerilim hattı da geçiyordu dava açtım. Önce Taşkınlar sonra onlar Köfteci Ramis ile  başka  ufuklara yelken açınca  Avukat Zeki İnal sağ olsunlar epey uğraştılar . Tedaş konusunda  sonunda  direklerinin durduğu yerler  için birkaç metrekare arazi parasını ödeyeceklerdi son anımsadığım.

Saçma ile delinmiş Girmek yasaktır tabelası   Tabii saçma fidanın gövdesine girince de  yara açıyıor. 

Bir Tıp  Kongresi  nedeniyle ABD ye gidince Kaliforniya’da Badem ve Zeytin Bahçelerini gezme fırsatım oldu. Kaliforniya’da arazi uçsuz bucaksız ve verimli. Anadolu’da bizim yaklaşık sekiz bin yıldır tarım yaptığımız fakir topraklarla mukayese edince inanılmaz geniş bakir tarım alanları var.

 

Fidanlar Keçiler ve ABD de Badem

Bademin anavatanı Anadolu, Yakın Doğu ve Asya’daki Türk yurdu. Misyonerler bizdeki badem türlerini almışlar ve islah etmişler. Biz ABD de islah edilen türleri oradan satın alıyoruz.

Amerika ve Avustralya badem konusunda öncü. Bizdeki pamuk arazisi kıvamında topraklarda etrafında çit falan olmadan on binlerle badem ağacı yetiştiriyorlar. Badem yetiştiricileri ayda bir de sabah kahvaltısında bir araya geliyorlar. Süre yarım  saat. 7 de buluşuyorlar saat 7.30 da her çiftçi kendi işinin başına dönüyor. Ben Kaliforniya Üniversitesinden bir badem konusunda uzman  ziraatçı ile dost olmuştum onunla epey badem, zeytin  bahçesi gezdim.

 

Sizde Şerif yok mu?

Böyle bir toplantıda badem bahçelerinin etrafında çit olmamasına hayret ettiğimi söyledim  ve sordum sizde hiç koyun keçi zararı yok mu diye? Onlar da bizde çit oluşuna hayret ettiler bir de çit maliyeti bizim üstümüze binerse biz işin içinden nasıl çıkarız dediler ve sordular “Sizde Şerif yok mu? “  Oranın mantığına göre güvenlik için vergiden bir miktar ödeniyor ve şerifin görevi  de bahçeye hasar olmasını önlemek telefon ediyorsun iş şerifin işi oluveriyor.  Kısa zamanda anlatamadım bizde Jandarma da olduğunu, polis te ama bundan 15 yıl evvelyakıtımız yok diyen Jandarmaya yakıt ücreti ödemek zorunda kaldığımı, gelip yapılan hasarı tespit etsinler diye. Jandarma komutanı olarak bir genç üsteğmen veya yüzbaşı vardı Akhisar’da önünde sorunu olanlar sıraya girmişler. Komutanı bir Albay Manisa’daydı. Hala öyle mi bilemem bir zamanlar yabancı gazeteciler  Nato da ülkelerin orduları var Türkiye’de ise ordunun bir ülkesi var diye yazmışlardı. Gazetelerde Jandarma Komutanının bağlı olduğu İçişleri Bakanı ile görevlendirdiği bir Albay vasıtası ile temas ettiğini yazarlardı bilemiyorum hala öyle mi? Bu hukuk işi,  ülkenin genel bir sorunu, ben köylü kafamla daha fazla aklımın ermeyeceği şeyleri yazmayayım.

Amerikalı elektriğe ve mazota bizde verilenin yaklaşık   üçte birini ödüyor. Eh bizde de en büyük maliyet mazot ve elektrik ve tabii işçilik. “Neden Irak’a girdi ABD?”  diye düşünmüştüm gene köylü kafamla. Ama orada da devir değişiyor. Sadece petrolcüler ve  silah üreticileri ve  tacirleri değil bilgisayarcılarda da çok para var artık ve politikada etkinler, ABD de ; apayrı bir nesil  görev alıyor.

Ama güvenlik sorunu olmayınca ABD de  çeşitli parsellere ayırmışlar dümdüz mümbit arazide bahçeyi; hoparlörlerden  birinde klasik müzik çalıyor, birinde pop, bir çiftçi müziğin verime etkisi olup olmadığını araştırıyordu. Gıpta etmiştim doğrusu.  Ama farklı insanlar, farklı sorunlar ve kültürler benim ait olduğum yer burası  diye düşündüm. Buradaki sorunlar hakkında bir iki satır yazarak bile olsa, sanki Almanya veya Amerika’da daha rahat bir yaşamda olacağından daha fazla çevreme faydam olur diye hissettim. Emekli olunca  oralara değil de Türkiye’de kalıp  Urla’ya yerleşme fikrinde  Pınarcık köyündeki bahçe çok etkili oldu.

Hayvancılık yapanın da bakış açısını anlamak gerek: Keçi ve Koyun ara sıra otun büyümesi için parsellenmiş meralarda otlatılacak ya da yakın tarlalardan alınacak ürün ile beslenecek. Yoksa bu küçük baş hayvan ile mücadele en kararlı çiftçiyi bile bezdirecek boyutta. Dev fabrikalarda kısmen yurtdışından gelen yem ile hayvanı beslemek ise apayrı boyutta bir karbon yükünü beraberinde getiriyor.  AT (Avrupa Topluluğu)  içinde de tarım bürokrasisi trajikomik boyutlarda. Acil çözüm için çalışılması gereken bir konu bu : rahmetli Sakıp Sabancı’nın deyimi ile “Üretenler ve Yiyenler!” arasındaki ilişki.

Hayvancılıkta Devlet bizdeki ineklere iki küpe taktırıyor. Batı ülkelerinde kısmen üç küpe (farklı numaralar ile) taktırıyorlar zavallı ineklere! Allah rızası için tek küpe taktırın ve kırtasiyenizi o tek numara üzerinden yönlendirin bu bilgisayar çağında. İlla bizim batıyı örnek almamız diye de bir şart yok , biz de kırtasiyeyi azaltarak onlara örnek olabiliriz.  Değerli genç meslektaşım Mehdi Eker umarım böyle bir reforma önayak olur.

Badem resimleri  http://www.tolons.com  

Badem kazık köklü bir bitki taşlık yerde olmuyor ve eğer verim alınacaksa taban araziye dikilip düzgün sulanmalı. Organik olarak badem yetiştirmek mümkün ama badem iç kurdu ile mücadele işin canalıcı noktalarından biri. Ekonomi deyince tabii pazarlama önem kazanıyor. Mazota ve elektriğe ABD li meslektaşın yaklaşık üç misli para verince de ucuz işgücü avantajı kayboluyor. Ucuz işgücü avantajı zaten son yıllarda kayboldu. Zeytin yevmiyesi 23, 27, 32,35,  40 TL olarak gelişti son beş yılda bu sene kaç para olacak göreceğiz.  Zeytin ve yağın fiyatı ise kıpırdamadı. Ziraat zor zanaat, ancak sevince katlanılıyor.

Biz taşlık arazinin içine  badem olsun zeytin olsun incir olsun Antep fıstığı olsun ekebilmek için kırıcı ile taşı kırıp yer açıyoruz kısmen, daha önce patlatarak yer açmayı denedik çok teferruatlı ve pahalı oluyor. Badem ise kazık köklü ve taban arazide ekince ancak verim almak mümkün biz kıraç ve taşlık arazide yaptık yapmasına da saçak köklü bitkilerde randıman almak daha kolay.  Kazanç elde edebilmek ise sabır işi boşuna dememişler “çiftçinin karnını yarınca kırk tane gelecek sene çıkarmış” diye. Bir ibadet gibi görmesem ben bu işte başarılı olmazdım, çok daha az meşakkatli yolu var para kazanmanın.

Sınır tanımayan avcılar ve doğal olarak ağacın gövdesine gömülen saçmalar!

ABD de o zaman beş milyon tl ye bademi yeşil kabuğundan ayıran sonra içini sert kabuktan çıkartan ve en sonunda paketleyen bir makina görmüştüm. Eh 30 bin dönüm badem bahçesine “iç güveyinden hallice” denen ülkede boyutlar tabii farklı. Mevsimsel işçi orada da Meksika’dan geliyor ve neredeyse bizden ucuza mal oluyor. Adamlar sonra yüklüyorlar bademi  gemiye  ve damping fiyatına burada satıyorlar. Gelen bademin çevre açısından karbon yükü fazla imiş kimsenin aldırdığı yok!  Biz makinayı yeşil kabuğu soyma ve sert kabuğu kırmak için birkaç bin Tl ye mal etmeye çalıştık. Artık işin % 70 ini gören makinalar birkaç bin tl ye satılıyor ülkede tabii paketlemesi falan hariç. Özet bizim ABD ile rekabetimiz zor mu zor. Karbon yükü  anlamlı olarak politikacılar tarafından  algılanırsa ve çevresel bilinç artarsa belki ancak ayakta kalabiliriz. Ormandan yer kiralayıp badem bahçesi yapmak isteyenlere birkaç söz daha: iki yıl evvel badem iç kurdu mücadelesini başarılı yapamadık. 4000 kadar ağaçtan bir yılda 400 kg dan az badem aldık. Sulama ayni, çift vs ayni, ilaç masrafı ayni idi. Haa bir de “badem bahçen var insan bir çuval badem de dostuna akrabasına hediye eder cimri adam!” diyen eş dost akraba sayısı da ayni idi o yıl.

Zirai danışmanlar apayrı bir bahis tabii, bir Üniversite hocası bu arazi benim gidip gelmemi karşılamaz demişti ilk yıllarda bir başkası da badem iç kurdu zararını kuşlar yapmış, kuşlarla mücadele edin diyerek mütalaa etmişti. Ben Alamancı kafamla daha o zaman bademle uğraşan bir hocanın böyle erozyon falan konularında bilinçli bir bahçe görünce bila bedel gelmek isteyeceklerini, araştırma yapmak isteyeceklerini, öğrencilerini getirmek isteyeceklerini düşünecek kadar saftım o yıllarda. Üç kelime Latince bilgilerini nakde çevirmek isteyen uzman danışmanlardan hiç bahsetmiyorum ama gönlü zengin olan ve olaya destek veren ve ellerinden geldiğince beni yüreklendiren  Dr Gültekin Çelebioğlu ve Dr. Atıf Atila yı rahmetle ve şükran ile anıyorum bu kişiler üniversitede değillerdi. Bu hevesi içime çocuk yaşta eken Prof Vamık Tayşi, Prof. Fritz Baade, Prof Christiansen Weniger gibi hocalar da üniversitedeydiler ama o devir başka bir devirdi.  Sekiz yıldır dışarıdan üniversitelere ders veren bir insan olarak bu günün üniversiteleri ise sanki bambaşka bir yazı dizisi konusu. Son söz badem bahçesine bu işi bir ibadet olarak görmüyorsanız heves etmeyin ama öyle görüyorsanız ve 10-15 sene inatlaşırsanız da dünyanın en keyifli işlerinden biri.

Bahar şenlikleri bu yıl (2013) 15 kez yapıldı. Fikir oğlumun koşma merakından doğdu o zamanlar gençler kategorisinde ülkede dereceye girecek kadar çok  koşuyordu. Ayrıca çalışma akşamlarında oğlumla satranç  oynardık, oyunu  civar köylerde yaygınlaştıralım dedik .  Satranç ve Kros yarışları her yıl baharda, genellikle Mart ayının 2. veya 3. Haftasında yapılıyor. Bahar şenlikleri resim ve haberleri için buraya tıklayın lütfen.(tolons.com)

Geriye bakınca teknoloji bürokrasiyi kısmen kenara itiyor. Bir jeneratör almak bile izne tabi idi, kaçak enerji üretildiği için. Şimdi biz yakında güneş enerjisinden elektrik üretmeyi planlıyoruz  çiftlikte. Harun Eskiköy , Remzi Ağaoğlu  dostlarımın  yardımları bir anı  olarak hep aklımda. Yeliz’i kızım olarak görüyorum artık Mehmet de oğlum. Bazen birine kızınca öbürü damat veya gelin olacak kadar ancak uzaklaşabiliyorlar gönlümde. Yeliz dünyanın en iyi ekmeğini yapıyor bence ekşi mayadan.

Oğlum Kaya ve eşi Ann Gogerty iki yıldır artık bu bahçede yaşıyorlar. İlk sevgi  oğlumu ABD de oniki yıldan ve orada bilim tarihinde doktora yaptıktan sonra bahçeye çekti anlaşılan.  Emirgan’daki komşularımdan biri olan Süha Mermerci’nin Tirelilerden kalan 900 dönüm araziyi alarak civara  yatırım yapmalarına da vesile olabildim ve  Kastro Tireli Çiftliği ve şaraphanesi kuruldu.  Taliban Afganistan’daki Buda heykellerini yıkınca bir büyük Buda heykeli yaptırayım ve Budist turistlere bir Otel ve lokantada hizmet vereyim gibi hayallerim bile olmadı değil. Umuyorum yakın gelecekte Bintelepeler’in Mısır’daki Piramitlerle eşdeğer bir çekim yeri olduğunu insanlar anlayıp anlatacaklar. Ve umarım Salihli Akhisar arasında maraton, bisiklet yarışları ile yapılan tarımın yanı sıra turistik bir yöre olacak buraları. Dünyanın en zengin insanı diye bilinen Krözus,   buralarda yaşamış  Solon, Homer buralardan geçmişler. Nasıl demişler? Mal sahibi mülk sahibi hani bunun ilk sahibi?

Çınarlıtarla Bursa: Kızım ve oğlum ve naciz kulunuz bir zamanlar genç iken

Kızım ve oğlum ilk dikimler