Kibir Düşüşten Önce Gelir

 Torbanın ağzı yok, var da, kapatmaya çalışsan da bir tarafından pırtlar. Bu elektronik dönemde otoriter yaklaşım sökmez gare. Başbakan  ise gerek Gezi sonrası ve gerek Aralık Ayakkabı Kutusu  sonrası  otoriterleşme sürecinde.

  Bu elektronik haberleşme sürecinde tehdit, otoriterleşme ters teper. Hele hele karşında camiye bir bira kutusu koyarak ötekileştireceğin bir kesim yoksa. İki taraf ta kolay ötekileştireliyemiyecek kadar “bizden”.

  Ben de “bizden” im doğrusu. Tek farkım İslamı kültürümüzün bir parçası olarak görmem, dinlerin hepsi gibi. İnsanlığın derin gerçekleri var İslamiyette. “Bir saat tefekkür, bir sene ibadetten daha hayırlıdır”.

  Evrimin ilkokuldan itibaren okutulması ile daha başarılı bir geleceğe yelken açacağımıza inanıyorum. Din ile devletin bir refom ile birbirinden nakden de ayrılması gerektiğine ve lider sultası ile önümüzdeki onyıllarda en azından rüküş kalacağımıza inanıyorum.  İslamofobim yok. Bu fobi ile tarihimizdeki  bir dahi olan Atatürk’e sarılmanın da artık çağdışı olduğuna inanıyorum. Bu devirde ne yapacaksak biz kendimiz yapacağız. Oy vererek. Yazı yazarak. Konuşarak.Üreterek.

  Erdoğanofobim de yok ama devrini tamamladığını düşünüyorum. Bulunduğu yere bileğinin kuvveti ile gelmiş bir siyasetçi ama artık durumu doğru okuyamıyor. Askeri vesayeti onunla aştık,  enflasyonu onunla kontrol ettik  ama Erdoğan vesayeti isteriz diye düşünmek yanlış. Ekonomi ayakkabı kutusunda olsun diyecek halimiz de yok doğrusu.

  Biraz daha fazla fikir alayım diye epeyce eş dost ile konuştum. Duyduğum fıkralardan birkaçını aktarayım:

“Erdoğan Teksas emniyet müdürünü görevden almış. Obama şaşırıp  sert bir nota yollamış. Erdoğan ise bunun üzerine bir Azeri işadamı ile Obama’ya haber göndermiş. “Otursun oturduğu yerde, yoksa kendisini Alaska Valisi olarak bulur!”

“İşadamı bankaya gitmiş kredi istemeye. Ne tip bir kredi ve ne kadar? Diye sormuş banker. Adam  43 numara Adidas kutusu olsun demiş.”

“İki taraf da olayı Allah’a havale ettiler. Seyircilerin gözleri şimdi Azrailde

türünden fıkralar etrafta.

  Mehmet Barlas ki çok saydığım bir yazardır. “Erdoğan’ı yedirmeyiz” diye bir yazı yazmış Sabah’taki köşesinde.

  Epeyce daha az okuduğum bir başka yazar , Serdar Turgut  gerçekçi bir yazı ile  halkı sanki hafiften  küçümser bir şekilde “derin halk Erdoğan ile mutlu, yedirtmez” diyor. Haklı da, gelişmiş bir ülkede bu kadar ayakkabı kutusu çıksa adıgeçen bakanlar anında istifa ederlerdi. Bu satırları ben yazarken bizde hala istifa eden yok. Halbuki bizde de tarihte  istifa ve sonra göreve tekrar dönüş örnekleri var.

  Az okuduğum bir yazar  Murat Belge  : “olaylar eskiden kapalı kapılar ardında pişiyor ve servis yapılıyordu en azından şimdi seçmeni etkilemek üzere apaçık ortada cereyan ediyor, taraflar tribünleri yönlendirmek istiyorlar. Bu bile başlıbaşına sevindirici bir öge” “ diyor. Bence doğru bir saptama.

  Erdoğan benim görebildiğim kadar sıcak iktidardan ayrılmamak için elinden geleni ardına koymayacak. Ama doğrusunu isterseniz gerek İçişleri bakanı , gerek Dışişleri Bakanı gerek Egemen Bağış uzaktan bakılınca çok zayıf ve kıymetleri Erdoğan’dan menkul siyasetçiler. Erdoğan’a sadık olmaları doğal çünkü O, onların yaşamlarındaki en üst noktaya gelmeleri için tek neden. Erdoğan olmazsa “ sahnede olmazlar”. Can havli ile çalışacaklar seçimlerde. Eh kardeşler ayakkabı kutuları ile de seçmen önünde başarının devamı zor. DYP, ANAP nasıl çözülüverdi hep beraber gördük.

  Ankara ve İstanbul’da “derin halkın” temsilcilerinin  CHP adayı olmaları da  yeter  hukuçu seçkin professor,  beyaz Türkten sonra CHP nin doğru istikamette yönetildiğine dair bir ipucu.

  Ben derin halka inanıyorum. Bu seçimde AKP toplam oyunun % 44 altında olacağına inanıyorum. Ankara veya İstanbul’dan birisinin Belediye Başkanı CHP li olacak belki  önümüzdeki aylardaki yönetimin  ve iklimin sertleşmesine göre hatta ikisi de.