Dolar, Başbakan, Assolist

Oyun hakkında yazacaktım ama güncel olgular öne çıktı.  Merkez bankası eğer oyun  tabiri ile konuşacak olursak “blöf” yaptı  veya “höt” dedi faizleri aniden yükselterek.  Piyasa da hötüne höt deyiverdi  veya gene ayni jargonda konuşursak blöfü gördü.  Yani piyasa “sana güvenmiyorum” dedi    Büyük güçler , komplocular değil halk dolar  hazır düşmüşken alalım deyince dolar yeniden fırladı.

Hazin bir zaman yaşıyoruz ülke ekonomisi olarak.  Düşününce, kurucu yıllardaki İnönü Bayar Başbakanlığı devrini bir kenara koyarsak dört büyük isim ortaya çıkıyor başbakan olarak Menderes, Demirel, Özal ve Erdoğan.  Kim daha “büyük”falan gibi çocukça mukayeseleri zamana bırakmak gerek. Her birinin kendi zamanı çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğine inanırım.  Armut ile elma mukayesesi kolay olmaz.

Ülkeye hizmet eden başbakanların hepsinin kapasiteleri, eğitimleri  çerçevesinde iyi niyet ile ellerinden gelenin en iyisini yapmaya gayret ettiklerine inanırım.  Ama yakında yerel de olsa seçim zamanı artık alçakgönüllü dingin bir assolist seçme zamanı geliyor ve oylarımızla o istikamette hareket etmeliyiz bence.

Devletin malı deniz yaklaşımını bir şekilde gömmek zorundayız ve hizmet eden bakanlar ve başbakanlar devrine geçiş yapmalıyız. Assolist Başbakan devri bitiyor.

Geçenlerde kamuoyunda adı geçmeyen bir   emekli müsteşar ile görüşecektim. Korumalar’ı olduğunu duyunca şaşırdım doğrusu. Koruma bizim paramızla ödenen bir alışkanlık.  Bırak emekli bakanı, başbakanı müsteşara kadar geldi ise bu uygulama bence fazla, daha önce sadece emekli kuvvet komutanlarında olan ve bence fazla istismar edilen bir hizmet diye düşünürken bir müsteşarın emekli olduktan belki on küsur yıl sonra korumalarına para verdiğimizi duyunca şaşırdım doğrusu.

Hem Vali hem Belediye Başkanı ikisinde de tafra, ikisine de koruma. Neden batı ülkelerininin çoğunda  sadece bir kişi bu görevi üstleniyor?  Biz onlardan çok daha zengin miyiz?  Neden batı ülkelerinde “Başkanlar” korumasız bisikletle halkın arasına karışabiliyorlar?   Neden bizim bakanlarımız başbakanlarımız generallerimiz müsteşarlarımız bu kadar korkuyorlar? Emekli olduktan sonra onyıldan fazla süre geçse bile?

Ondan sonra da halk kendi paramıza değil de dolara güveniyor ki dolar çıkıyor. Gelişmiş ülkelerde çoğu vatandaş genelkurmay başkanının ismini bilmez bilmek zorunda da değildir.   Piyanistlerin , şarkıcıların isimi ön planda ise daha hoş değil mi zaten?  İş adamlarının  başöğretmen tarafından “vatan haini”  diye damga yiyebildikleri  bir ülke ne denli normali yansıtıyor?  Hele hele o başöğretmenin kendi eğitimi epeyce sorgulanabilir bir seviyede ise?

Eline diline beline beline hakim olmak derler.  TBMM de bir Milletvekili dayak yiyor. Bilhassa bunu kınama ötesinde bir ceza ile cazalandırmalıyız. İngilizce’de taşlar ve sopalar beni yaralayabilir ama kelimeler bana dokunamaz diye bir deyim  vardır.  Kelimelere kelimelerle yanıt vermeyi öğrenmek yerine şiddete başvurmak apayrı bir aşama bunu toplum olarak aşmayı öğrenmeliyiz. Gerekirse kendimize has şiddet aşamasını cezalandıran yeni kanunlar çıkartarak.

Lider sultası lideri deforme ediyor. Beşer şaşar. Ayaklar yerden kesiliyor. Başbakanın iyi bir şarkıcı, sporcu, müzisyen, başöğretmen,işadamı  olması gerekmez, olamaz da zaten, zorlanır. Sadece başbakan olsa yeter.

Yeni bir seçim kanunu gerek. Lider sultasından vazgeçmemiz lazım.

Ben oyumu  yerel seçimde bile bu istikamette kullanmak istiyorum da, bu seçeneği bana sunan bir parti göremiyorum.