Yassıada

Yassıada konusunda tarafım. 1960 askeri darbesi olduğunda babam Avrupa Konseyi üyesi olarak Almanya’da idi.  “Saklayacak bir şeyim yok” diye yurda döndüğünde,   havaalanından Yassıada’ya götürüldü ve elleri arkadan kelepçeli bir şekilde dipçiklerle darbedilerek Yassıada yaşamına alışmaya başladı.   Tutukluları ve  bu arada eski Genelkurmay Başkanlarını darbeden “cesur” askerler olduğunu sonradan öğrendik. sadece 3 asılan değil toplam 11 kişi öldü. Bir Yassıada da Doğu’da kurulmuştu DP nin  doğudaki taraftarlarını hapsedip onlara zulmetmek için. Ama artık soğuk savaş dönemleri bitmeli.  Bazı doğrular çerçevesinde saf tutabilmek gerek.

Geçen Pazar günü Hürriyet gazetesinde okuduk.

“ Erdoğan’ın “Yassıada demokrasi adası olsun” sözlerinin ardından ilk adım atıldı . 27 Mayıs 1960 darbesi sonrası Demokrat Partililerin  yargılandığı Yassıada’nın ismi, “Demokrasi ve Özgürlükler Adası” olarak değiştirildi. İstanbul’un Adalar ilçesi sınırlarında bulunan Yassıada ile ilgili karar, dünkü Resmi Gazete’de, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve İçişleri Bakanı Muammer Güler imzası ile yayınlandı.”

Sonra Engin Ardıç güzel bir yazı yazdı: “Yassıdır Yassı kalacaktır” anlamında.  Öyle tabii,   zorlama isim değişiklikleri ile, şirinliklerle hiçbirşey değişmez.  Halk gine Yassıada diyecektir. Yeşilköy havalimanına  hala Yeşilköy   dediği gibi. İlkokul müsameresi  şeklinde totliter rejimleri anımsatan  isim değişiklikleri  değişen birşey olmaz.

Umarım bir de – devasa olmayan Hilton yaparlar, adayı yeşillendirirler, yürürüş yolları yaparlar. Nefes alınacak bir ada olur. Babası Yassıada’da yatmış ve işkence görmüş bir vatandaş olarak ben şahsen o spor salonundan bozma “mahkeme salonunun” ve Bizanstan kalan  zindanıyla bir müze olmasını da isterim.

İsteyen yeşilde yürür, isteyen müzeye gider  veya Yassıada Hilton’da  balayını geçirir.  ”Eyvah bu kutsal acılı mekanda fuhuş yapılıyor” diye düşünenler de çıkacaktır elbette. Savarona olayında olduğu gibi. Ama onlar çoğunlukta olmayacaklardır hiçbir zaman.

Denizde ulaşım zor olduğu için otelin kumarhane falan olmadan çok verimli çalışacağından şüpheliyim. Belki bir üniversite su ürünleri falan enstitüsünü oraya kurar. Şu an da bir balık çiftliği varmış Yassıada’da. Fantazinin sonu yok: Harbokulu veya Diyanet Okulu da yapılabilir. Yani daha ulvi konulara tahsis edilebilir bu ada.

Eminim Quantanamo da bir gün otel olacaktır. Belki ABD li tutucular da orayı rahiplere falan vermeyi düşünürler ama sonunda oradaki otelin bir kumarhanesi sanırım olacaktır.

Yassı ada  hüzünlü bir adadır. Bizans İmparatorluğu döneminde, özellikle iktidar kavgalarının kurbanlarının feci şartlarda hapsedildiği, işkence  ve  ölüm yeri olan  Yassıada,  27. Mayıs. 1960 askeri darbesinin  acımasız darbecileri  tarafından,  tutuklanan Demokrat Partili vekillerinin ve  üst seviyedeki bürokratların toplu halde kalacakları ve “yargılanacakları” bir yer oldu. Yıllarca 27 Mayıs’ı “bayram diye silah zoruyla “kutlattılar”. Hala da yapılanın doğru olduğuna inanan ve darbe yapmayan, yaptırmayan askere “vatan haini diye bakanlar yok değil.  Bu devirde  ”Dindar bir nesil yetiştireceğiz” diyenler de.  Çokseslilik kısır döngüyü aşar ve  çokseslilik  gereklidir.  Demokrasi ise çoksesliliğe izin veren  tahammül rejimidir. Çözümü hep makulde aramak gerekir.

Yassıada’yı, o dönemde İstanbul milletvekili olarak görev yapan ve  tutuklanan şair Faruk Nafiz Çamlıbel, “Zindan Duvarları” isimli şiir kitabında, aşağıdaki dizeleri ile bakın nasıl anlatıyor :

.Bilmiyor gülmeyi sakinlerin binde biri;
Bir vatan derdi birikmiş bir avuçluk karada
Kuşu hicran getirir, dalgası hüsran götürür;
Mavi bir gölde elem katrasıdır Yassıada

 

 

 

Demokrasi ve Özgürlük adası ismi 27. Mayıs idaresinin  İstanbul’daki Beyazıt Meydanı’nın 400 yılı aşan ismine “Hürriyet Meydanı” adını vermesini hatırlatıyor.  Soğuk savaş dönemi artık bitmeli. Bu isim değişikliği bence fazla bir anlam taşımayacaktır ve ilerde başka bir idare tekrar Yassıada ismini kullanacaktır. Ellerine imkan geçse “Devrim adası” falan  ismini yakıştıracak meczuplar içimizde tabii var ama gene de zaman uzlaşma zamanı, eğer sonsuza kadar bu abuk sataşmaları devam ettirmek istemiyorsak. Aşırıya kaçanlara  acil akıl sağlığı dileyip yolumuza devam etmek gerek. Ben halkın sandıktaki bonsansına güveniyorum. Bakalım, önünüzdeki seçimlerde göreceğiz.